Bu ay doğumgünlerini kutladıklarımız

Frank Lloyd Wright 1867-1959

 

Modern mimarinin önemli isimlerinden, Amerikalı mimar Frank Lloyd Wright Organik Mimarlık düşüncesini ortaya atan isim olarak, uluslararası mimarlık tarihinde yerini almıştır. Organik mimarlık düşüncesinin temelinde, yapının bir ağaç gibi yaşayan, organic, çevresi ve işlevleriyle uyumlu bir bütün oluşturmasını sağlayacak koşulların araştırılması gerektiği yatmaktadır. Yapılarıyla ve mimari çalışmalarıyla etkili olan Wright, mimari temelli olarak geliştirdiği düşüncelerle birlikre, kuramsal anlamda da etki yaratmış isimlerden biridir. Çalışmaları arasında modüler ve prefabrik konutlar, yeni malzeme ve yöntemlerin kullanımı gibi konular yer almaktadır. Tasarım ve mimarlık dünyanın yakından tanıdığı pek çok tasarıma imza atan Wright’ın en çok bilinen işleri arasında, yaklaşık 4000 m2’lik bir bahçe içinde yer alan 400 m2’lik, “dokulu beton blok” sistemi ile inşa ettiği Millard Evi ve 1956-59 yılları arasında yapımı gerçekleşmiş olan, New York’taki Guggenheim Müzesi’dir.

 

 

Charles Eames 1912-1988

 

Amerika’da doğan Charles Eames, eşi Ray ile birlikte tasarladığı ve hayata geçirdiği mobilyalarla, tasarım camiasında önemli bir yer edinmiştir. Tasarımcı mimar, film yapımcısı olan ve üniversitede bir süre mimarlık okuduktan sonra bakış açısının farklı olması nedeniyleatılan Eames, 1938’de Eero Saarinen’nin daveti üzerine gittiği Cranbrook Sanat Akademisi’nde Endüstriyel Tasarım bölümü başkanı olmuştur. Özellikle 2. Dünya Savaşı’ndan sonraki dönemde gerçekleştirdikleri çalışmalarla tasarım dünyasında kalıcı bir etki yaratan ikilinin önemli bir  özelliği, endüstri devriminin  ekonomik ve estetik özünü kültürel bir bağlamda ele alma ve bu kavramları gündelik hayata başarıyla uyarlayarak, yaygınlaştırmayı başarmalarıdır. En önemli tasarımları arasında New York Museum organik tasarım yarışması için, Alvar Aalto’nun ahşap kalıplama tekniğinden esinlenerek tasarladıkları sandalye yer almaktadır.

 

 

Gerrit Thomas Rietweld 1888-1964

 

Hollanda’nın Utrech kentinde doğan Gerrit Thomas Rietweld genç yaşta kendi mobilyalarını üretmek için bir atölye oluşturmuştur. 1. Dünya Savaşı sürerken, o güne kadarki abartılı, maliyetli ve uzun sürelerde üretilen tasarımların yerine hızlı, basit, işlevin ön planda olduğu, gereksiz süslerden uzak ve daha uygun maliyetli tasarımlar ortaya çıkarmak olan bir grup sanatçının ‘De Stijl’ adını verdikleri akımın içinde yer alır. Bu yaklaşımla tasarladığı mobilyaların en bilineni, kırmızı- mavi sandalyesidir. O güne kadarki tasarım ve üretim anlayışının aksine, kumaşsız ve dik açılarla, kolay ve seri üretilebilmek üzere tasarlanmış olan sandalye, Rietvelt’in kullandığı renkler nedeniyle de devrim niteliğinde bir etki yaratmıştır. Rietveld tarafından 1920’lerde yapılan Rietveld Schröder Evi ise, yine De Stijl akımına uygun olarak tasarlanmış ve döneminin tasarım sorularına yenilikçi çözümler getirmesiyle mimarlık dünyasının dikkatini bir hayli çekmiştir.

 

 

Paylaş